İsviçre'nin Karlı Dağları - Luzern
İsviçre anlatıldığı kadar güzelmiş; dağlar, dereler, göller ve tıkır tıkır işleyen bir raylı taşıma sistemi ile çok keyifli bir geziydi.
12 günlük dolu dolu bir İsviçre gezisinden döndük. İlk defa gittiğimiz İsviçre'yi, geziden önce biraz çalıştık. Karlı dağlar özel ilgi alanımıza girdiğinden, güzergâhımızı dağlık kasabalar üzerinden geçirmeye gayret ettik.
Seyahatimiz Zürih havalimanında başladı ve bitti. Her birinde üç gece olmak üzere toplam dört farklı şehirde (bazıları kasaba veya köydü aslında) kaldık. Bunlar sırasıyla: Luzern => Interlaken => Zermatt => St. Moritz
Bu yazıda gezinin Luzern ayağını anlatıyorum.
Ulaşım
En ücra köylerden bile bir şekilde tren yolu geçirmişler. En sarp dağların tepesine teleferik kurmuşlar. Kışın ortasında gitmemize rağmen, istediğimiz yere oldukça konforlu ve hızlı bir şekilde seyahat edebildik.
Her türlü bileti veya rezervasyonu online olarak alabiliyorsunuz. SBB uygulamasını cep telefonunuza yüklemenizi tavsiye ederim, seyahat planlamak veya bilet satın almak için yapılmış resmî uygulama. Bir yere mi gideceksiniz, uygulamadan giriyorsunuz ve size dakikası dakikasına hangi istasyondan hangi trene binip nerede ineceğinizi detaylarıyla gösteriyor. UX olarak mükemmel tasarlamışlar, kullanımı çok kolay. Ayrıca trenlerin vagon vagon doluluk oranlarını da gösteriyor. Trenin hangi vagonu hangi sektörde duracak (istasyonlar A-B-C-D… diye sektörlere ayrılmış) gösteriyor. Bu sayede mesela ikinci sınıf biletiniz varsa hangi sektörde beklemelisiniz biliyorsunuz.
Tren istasyonlarında - özellikle büyük şehirlerde - birçok market, cafe ve restoran bulunuyor. Ayrıca merkez istasyonlarda her boydan valiziniz için kilitli kasalar var, ücret karşılığında bunları kullanabiliyorsunuz.
İsviçre pahalı bir ülke, ulaşım da buna dahil. Gitmeden önce online “Swiss travel pass” satın aldık, 15 gün için kişi başı 16.000TL civarındaydı fiyatı. Hesaplı olabilmesi için baya yoğun seyahat etmeniz gerekiyor. Eğer çok sık şehir değiştirmeyecekseniz mantıklı olmayabilir. Bunun yerine “half fare” kartı düşünebilirsiniz, fiyatı daha ucuz ve bir kere alınca tüm biletleri yarı fiyatına alabiliyorsunuz bu kart ile.
Swiss travel pass’ın asıl avantajı bence şu: Bu kart olmasa, her seyahatten önce bilet almanız gerekiyor; zaten yabancı memlekettesiniz nereye gideceğinize bakarken bir de bilet satın alma derdiyle uğraşmamak çok konforlu oluyor. Trene binmeden önce biletinizi satın almış olmanız gerekiyor, trende kontrol sırasında bilet satın alma gibi bir şansınız yok ceza ödersiniz. Kontroller çok sıkı, bize hemen hemen her seyahatte bilet kontrolü yapıldı.
Bilet kontrolünde travel pass’ı göstermek için SBB uygulamasını kullanabilirsiniz, bileti uygulamaya yükleyince QR kodu göstermek daha kolay oluyor. Bilet kontrolünde pasaportunuzu da sorabiliyorlar, birkaç kere denk geldi. Pasaportunuz yanınızda değilse bile en azından fotoğrafı telefonunuzda olsun ki gösterebilesiniz.
Unutmadan, yanınıza nakit almanıza gerek yok, en bilinmeyen dağdaki tesiste bile kredi kartı geçiyor. Kredi kartıyla ödeme yaparken CHF kurunu seçmek daha avantajlı dediler, biz de öyle yaptık.
Luzern
Dağların arasında, tertemiz akan bir nehrin döküldüğü büyük bir gölün kenarında ufak bir şehir diye tarif edebilirim Luzern’i. Ben çok beğendim, göl ve etrafındaki dağlar insanın içini açıyor. Güneyinde Pilatus ve Titlis dağları, doğusunda ise Rigi dağı bulunuyor. Üç günlük gezimizin her bir gününde bu dağlardan birine çıktık.
Rigi Dağı
İlk gün programına Rigi Dağı'nı dahil etmiştim. Yaklaşık 1600 metre yükseklikte, Luzern'e tepeden bakan dağlardan biri. Ulaşım Vitznau'dan "cog wheel" dedikleri ufak trenlerle sağlanıyor. Vitznau'ya gitmek içinse bir saatlik bir tekne yolculuğu gerekiyor. Hızlıca hazırlanıp saat 14:12'de kalkacak olan tekneye yetiştik. Buna yetişemeseydik, programı iptal edecektik çünkü dönüşteki son tekneyi yakalayamazdık.
Vitznau’da tekneden indiğimiz iskeleden yaklaşık 50 metre yürüyerek saat 15:30 gibi hareket eden trene bindik ve 16:00 civarı dağın tepesindeydik. Dönüşte son tekne seferine yetişebilmemiz için dağda sadece bir saat kalabildik. Zaten güneş de batmak üzereydi ve güneşi batırıp dönüş için trene atladık.
Pilatus Dağı
İkinci gün hedefimiz, biraz daha yüksek olan (yaklaşık 2100 metrede bulunan) Pilatus Dağı'na çıkmaktı. "Golden round trip" adı verilen ve dağın bir tarafından teleferikle gelip diğer tarafından trenle döndüğünüz turu yapmak istiyorduk. Fakat kışın tren işlemiyormuş, zaten dağa çıkınca neden işlemediğini gördük. Aşırı dik bir tren yolu ve tamamen karla kaplıydı.
Böyle olunca, biz de teleferikle çıkıp teleferikle indik bu dağdan. Teleferik istasyonuna kadar Luzern merkezden yaklaşık 15 dakikalık bir otobüs yolculuğu yaptık. Otobüslerde hiç bilet kontrolüne denk gelmedim, QR kodumuzu da hiç okutmadık. Okutanı da görmedim.
Pilatus Dağı’ndan Luzern ayaklarınızın altında, hele de gölün üstünde sis yoksa manzara çok daha güzel oluyordur eminim. Maalesef biz gittiğimizde Luzern ve göl genelde bulutlarla kaplıydı. Her ne kadar dağların zirvesi güneşli de olsa, aşağıya bakınca bulutlardan dolayı her tarafı göremeyebiliyorsunuz.
Lindt Çikolata Müzesi ve Yediğimiz Ceza
Aynı güne bir de Lindt çikolata müzesi gezisini sıkıştırdık. Müze Zürih ile Luzern arası bir noktada, tren istasyonuna çok yakın. Müzenin en güzel yanı ikram edilen çikolatalar ve çikolata çeşmeleri. Müze aynı zamanda fabrika, yaklaştıkça buram buram çikolata kokuları geliyor.
Müzeden dönüşte iki durak sonra inmek üzere bir trene alelacele atladık. Binerken dikkat etmemiştik, birinci sınıf vagona binmişiz. İş çıkışı olduğu için tren çok kalabalıktı, birlikte oturacağımız bir yer yoktu. Biz de ayakta durduk. Birinci sınıf vagonda olduğumuzu fark ettim ama nasılsa ayaktayız diye ikinci sınıfa geçmeye gerek yok dedim.
Bir durak sonra inenler olunca koltuklar boşaldı, boş koltuğu görünce de oturalım dedik, uzun bir gündü ve yorgunduk. Oturur oturmaz öteden bilet kontrolcüsü genç geldi. Baktı ki biletimiz ikinci sınıf, tutturdu size ceza yazacağım. Dedim iniyoruz şimdi, o hâlâ cezayı yazmakla meşgul. Durağa geldik ve indik, peşimizden o da geldi (kaçıyoruz zannetmese bari). Ben “zaten tren kalabalıktı bir de aceleyle binince fark etmedik, iki durak geldik vs. vs.” dil döksem de nafile. Neyse dedi bari birinize yazayım, 75 CHF cezamızı ödedik paşa paşa. Kuralları çok dikkatli uyguluyorlar, bir yandan takdir ettim. Öte yandan “bu kadar acımasızlık da olmaz be kardeşim” diye düşündüm :)
Titlis Dağı
Üçüncü gün yine sabahın köründe, saat 8'de kahvaltıya indik ve yabancı ülkelerde alışageldiğimiz yavan bir kahvaltıyla Titlis Dağı'na çıkmak üzere hoş bir tren yolculuğuna başladık. Titlis Dağı 3200 metre yükseklikte. Luzern'den 45 dakikalık bir tren yolculuğuyla Engelberg'e geldik. Burada kocaman bir teleferik istasyonu var. Biletlerimizi satın alıp teleferiğe atladık.
Önce bir teleferikle ara istasyona kadar çıkılıyor. Sonra daha büyük ve 360 derece dönen başka bir teleferikle dağın zirvesine tırmanılıyor. Dönüşte Trübsee denilen ara istasyonda inip kızak parkurunda biraz kızak kaydık.
Luzern’de Son Gün
Dördüncü gün Luzern'den ayrılıp Interlaken'e doğru yaklaşık iki saatlik bir tren yolculuğu yapacaktık. Fakat henüz Luzern şehir merkezini pek gezmemiştik. O yüzden otelden çıkış yapıp ilk iş olarak valizleri tren istasyonundaki kilitli dolaplara yerleştirdik. Daha sonra biraz hediyelik eşya, saat vs. bakındık. Ardından eşimin Luzern'de yaşayan bir arkadaşıyla buluştuk, birer kahve içtik. Sağolsun bizi merkezdeki önemli yerlere götürüp gezdirdi. Vedalaştıktan sonra dolaplardan valizlerimizi alıp trene atladık.
İsviçre gezimizin bir sonraki durağı olan Interlaken ve 4000 metre yükseklikteki Jungfrau Dağı’nı anlatan yazıyı bu bağlantıdan okumaya devam edebilirsiniz.















