Düşünmenin Alternatifi Yok
Yapay zekaya çok mu fazla bel bağladık? Bize vaad ettiği şeyi tam anlamadık mı?
Yeni çıkan yapay zeka araçlarının neredeyse hepsinin pazarlama mesajı aynı:
Daha hızlı üret.
Daha hızlı yaz.
Daha hızlı tasarla.
Hız, hız, hız. Bu hıza ayak uydurmaya çalışırken, düşünme işini ikinci plana attık.
Yapay zeka bizim yerimize üretebilir ama bizim yerimize düşünemez. Düşünmenin kestirmesi, alternatifi yok.
TLDR;
Yapay zeka bir şeyler üretiyor da, problemi anlıyor mu? “Çalışan çıktı” ile “doğru çözüm” arasında bir uçurum olabilir.
Problemi anlamadan üretilen çıktı, çözülmemiş bir sorunun üstüne giydirilmiş süslü bir örtü gibi.
Düşünme süreci bir maliyet değil, asıl değer. Yapay zeka bu süreci hızlandırmıyor, tamamen atlıyor.
Düşünmeyip doğrudan kolları sıvayarak üretime geçtiğimizde, yarın çok daha büyük borçlarla uğraşıp vakit kaybı ve kalitesiz ürünlerle baş başa kalıyoruz.
Düşünme İşi Hâlâ Bizde
Amazon’un meşhur liderlik prensiplerinde “working backwards” diye bir ilke var. Bir ürünü inşa etmeden önce, basın duyurusunu yazıp bazı sorulara cevap arıyoruz:
Müşteriye ne söyleyeceğiz?
Hangi problemi çözüyoruz?
Müşteri neden umursasın?
Bu egzersiz bizi çıktıdan geriye, probleme doğru düşünmeye zorluyor. Çoğu zaman basın bültenini yazmaya çalışırken fark ederiz ki aslında problemi yeterince anlamamışız.
Yapay zeka araçları ise tam tersini teşvik ediyor. “Şunu yap” diyoruz, makine yapıyor. Problem tanımı yok, bağlam analizi yok, alternatif değerlendirmesi yok. Doğrudan çıktı. Ve çıktı makul göründüğü için, problemi gerçekten anlayıp anlamadığımızı sorgulamıyoruz bile.
Süreç Maliyet Değil, Asıl Değer
Bir şeyi yazarak öğrendiğimi fark ettiğimden beri yazıyorum. Bu blog’un varlık sebebi de bu aslında, bildiklerimi ve öğrendiklerimi pekiştirmek. Yazmak düşüncelerimi organize etmeye zorluyor beni. Kafamdaki bulanık fikirler, yazıya dökülürken netleşiyor.
Tasarım da aynı şekilde çalışıyor. Bir arayüzü elle çizerken, bir mimariyi beyaz tahtada şekillendirirken, bir veri modelini tartışırken; aslında bu süreçler zaten düşünmenin ta kendisi. Bunları yaparken fark ederiz ki bir varsayımımız yanlışmış, bir gereksinimi atlamışız, iki şey birbiriyle çelişiyormuş.
Hız Yanılgısı
“Ama çok hızlı üretiyoruz, bu iyi bir şey değil mi?”
İyi bir şey; koşullu olarak. Eğer problemi zaten anladıysak ve üretim aşamasında yapay zekayı kullanıyorsak, harika. Prototipleme, keşif, alternatif üretme vb. işlerde yapay zeka gerçekten işe yarıyor.
Ama eğer problemi henüz anlamadıysak ve yapay zekanın ürettiği çıktıyı “çözüm” olarak kabul ediyorsak bir yanılsamanın peşinde koşuyoruz demektir. Test dünyasından bir benzetme yapayım. Testlerimiz geçiyor ama yanlış şeyi test ediyorsak, o yeşil tiklerin hiçbir değeri yok. Hatta zararlı, çünkü sahte bir güven veriyor. Yapay zekanın ürettiği çıktılar da benzer: sahte bir “hallettik” hissi.
Ne Yapmalı?
Yapay zekayı kullanmayalım demiyorum. Ben de kullanıyorum, hem de giderek daha fazla. Ama düşünme sürecini korumanın bilinçli bir çaba gerektirdiğine inanıyorum. Çünkü yapay zeka beni düşünmekten alıkoyuyor gibime geliyor. İnsan zaten kolaya kaçmaya meyilli. Yapay zeka ile kolaya kaçmak eskisinden de kolay :)
Peki, ne yapabiliriz?
Önce problemi anlayın. Yapay zekaya “çöz” demeden önce, kendinize “ne çözüyorum?” diye sorun. Bunu bir cümleyle açıklayamıyorsanız, henüz hazır değilsiniz. Bu aşamada biraz daha vakit harcamanız gerekiyor demektir.
Süreçten kaçmayın. Elle çizmek, beyaz tahtada tartışmak, pair programming yapmak — bunlar “yavaş” yöntemler değil. Bunlar düşünme yöntemleri. Düşünmenin kestirmesi yok.
Makul görünene şüpheyle yaklaşın. Yapay zekanın en tehlikeli özelliği ikna edici olması. Çıktı akıcı ve kendinden emin görünse bile bir adım geri atıp “bu gerçekten doğru mu?” diye sorun.
Yapay zeka araçları gelişmeye devam edecek, daha hızlı üretecek, daha akıcı konuşacak, daha ikna edici olacak. Ama düşünme işi bizde kalacak. Çünkü düşünmenin alternatifi henüz yok.
Okuduğunuz için teşekkürler! Yazılarımı takip etmek için ücretsiz abone olabilirsiniz.

