Daima İleri
Mevcut durumdan şikayet etmek ve bahanelerin ya da alışkanlıkların arkasına saklanmak hiçbir işe yaramıyor.
Yapay zeka son zamanlarda herkes gibi benim de kafamı çok kurcalıyor. Gelişmelerden nasıl daha iyi istifade edebilirim diye sık sık düşüncelere dalıyorum. Böyle bir dalgınlık ânımda gözümün önüne yirmi yıl önce sektöre ilk girdiğim zamanlar geldi.
Evvel zaman içinde…
Yeni mezun olarak girdiğim İş yerinde “source control” namına bir şey yoktu. Git kullanmadığınızı düşünsenize, kaos. Gitsizlik sendromu. Ben de duymuşum ki var böyle bir şey. Biraz mızmızlandıktan sonra dedim bari en azından kendi makinamda bir svn (subversion) kurup projelerimi versiyonlayayım. Commit’lerimi düzenli olarak yapmaya gayret ettim, benden başka kimse görmese de. Çıktığım release’lerin versiyonlarını bir kenara not etmeye başladım. Bu sayede yazılım geliştirme döngümü az da olsa iyileştirdim. Hem işlerim kolaylaşmıştı, hem de kendimi iyi hissetmiştim trendleri takip ettiğim için.
Benzer bir durum özellikle bankacılık sektöründe faaliyet gösteren veya bir sebeple elindeki veriyi public cloud’a veremeyen şirketlerde yaşandı. Bulut bilişimin patlamasıyla birlikte uygulamaların canlıya alınması ve operasyonları oldukça kolaylaştı ama regülasyonlar sebebiyle birçok organizasyon bu nimetlerden faydalanamadı. Fakat ara çözümler bularak cloud mantığını kendi data center’larına taşıdılar ve uygulama geliştiricilerin hizmetine sunmaya çalıştılar.
Geldik yapay zeka çağına. Elimizin altında daha önce görmediğimiz bir yetenek, adeta bir sihirbaz var. Belki çalıştığınız şirket yapay zeka aboneliğinizin ücretini karşılamıyor. Veya veri dışarı gitmesin diye komple yasaklamış olabilirler. Ne olursa olsun, her durum için kendi kısıtları içerisinde bir ilerleme şansı var.
Diyelim ki iş yerinde yapay zekaya resmî olarak henüz geçmediniz. En azından geçişe hazırlanabilirsiniz. İnsanların kafasında bulunan bağlamı dokümantasyonlara dönüştürüp bilgi havuzunuzu inşa etmeye başlayabilirsiniz. Kimse sizin için doküman yazmasa da, kendi kendinize bu inisiyatifi alıp işe koyulabilirsiniz. Çözdüğünüz problemlerin çözümlerini bir kenara yazıp, benzer durumlarda başvuracağınız bir kaynak oluşturabilirsiniz. Projelerde hatırı sayılır büyüklükteki her değişiklik için neden/nasıl sorularına cevap verecek mimari veya tasarım dokümanları yazabilirsiniz. İlk kez baktığınız bir uygulamaya (“bu nasıl çalışıyor acaba” diye kurcalarken) müşteri gözüyle yaklaşıp bir kullanıcı kılavuzu yazabilirsiniz. Gün gelip de yapay zeka araçlarına geçtiğinizde, elinizin altında kullanıma hazır bir bağlam olur.
Yeniliklere kapalı veya hantal bir organizasyonda çalışıyor olabilirsiniz. Bu hiçbir şeyin iyileşemeyeceği anlamına gelmiyor. Yapılacak ufak tefek ama katma değerli dokunuşlar her zaman var. Bu işlere ya hep ya hiç mantığıyla bakmayın. Bunca verimsizliğin içinde ben mi işleri düzelteceğim demeyin. Hayattaki hemen hemen her şey gibi burada da bir spektrumdayız. İbreyi olumlu yöne kıpırdatmakta tereddüt etmeyin. Bir de bu işler bulaşıcıdır. Bakarsınız aynı bakış açısı ekibe sirayet etmiş. Oradan diğer ekipler sıçramış.
Bu şekilde düşündüğünüzde, yapılacak çok şey var aslında:
Dokümantasyon mu yok, sen başlat, ilk dokümanı sen yaz
Test mi yok, ilk testi sen yaz
Sürekli prod’dan hata mı geliyor, her seferinde sana ne kadar süreye mal olduğunu bir kenara logla, ay sonu raporla: “şu şu iyileştirmeleri yaparsak bu kadar saat cebimizde kalacak”
Çalışanlar için bir eğitim bütçesi ve planlaması mı yok, patrona durumu izah et: az bir yatırımla hem çalışan memnuniyeti ve bağlılığını hem de şirketin bilgi birikimini artırabileceğinizi anlat.
Her şey bu kadar hızlı hareket ederken, insan bir noktada “amaaan kim yetişecek” demeye meylediyor. Yetişip yetişmemek dert değil. Ama olduğumuz yerde de çakılıp kalmayalım.


